Küresel deniz sigortacılığı, artan jeopolitik gerilimler ve izlenmesi zor “gölge filo” faaliyetleri nedeniyle giderek daha karmaşık bir risk ortamına giriyor.
Küresel deniz sigortacılığı, jeopolitik gerilimler ve gölge filo faaliyetlerinin etkisiyle ciddi bir şeffaflık ve fiyatlama baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. 26 Mart 2024’te ABD’nin Baltimore kentinde Francis Scott Key Köprüsü’ne bir konteyner gemisinin çarpması sonucu yaşanan kazada 2,8 milyar doları aşan sigortalı zarar oluştu. Bu tutarın deniz sigortacılığı tarihindeki en büyük tekil hasar olduğu ve mevcut reasürans varsayımlarını önemli ölçüde zorladığı belirtiliyor.
Denizcilik veri ve analiz şirketi Windward verilerine göre “shadow fleet” olarak adlandırılan ve izlenmesi zor tanker filosu 2026’nın ilk çeyreği itibarıyla 2.108 gemiye ulaştı. Bu filonun küresel tanker kapasitesinin yaklaşık yüzde 18–19’unu, deniz yoluyla taşınan ham petrolün ise yaklaşık yüzde 17’sini taşıdığı tahmin ediliyor. Uzmanlar, bu yapının sigorta sektöründe en düşük görünürlüğe sahip ancak en hızlı büyüyen risk alanı haline geldiğini belirtiyor.
Jeopolitik gerilimlerin etkisiyle 2026’nın ilk çeyreğinde Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği yüzde 97 oranında geriledi. Bölgede 800’den fazla geminin alternatif rotalara yönlendirildiği ifade ediliyor. Aynı dönemde GPS karıştırma (jamming) vakalarının yaklaşık 978 bine ulaştığı ve 1.100’den fazla geminin doğrudan etkilendiği bildiriliyor.
Bu gelişmeler, sigortacılar açısından savaş ve kriz risk modellerinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu hale getirirken, Orta Doğu, Kızıldeniz, Baltık ve Güney Çin Denizi gibi bölgelerde navigasyon güvenliğine yönelik tehditlerin arttığına işaret ediyor.
Deniz taşımacılığında sahte bayrak ve kimlik kullanımı önemli bir risk alanı haline geldi. Rapora göre 290 tanker sahte bayrak bilgisiyle faaliyet gösteriyor ve bunların önemli bir bölümünün yaptırım kapsamındaki varlıklarla bağlantılı olduğu belirtiliyor. Ayrıca farklı ülke kayıtlarının kötüye kullanılması ve yeni sahte sicil girişlerinin artması, gemi takibini daha da zorlaştırıyor.
Yaptırımlar nedeniyle izlenmesi zor hale gelen gölge filo 2.108 gemiye ulaşmış durumda. Bu filonun yalnızca sayısal olarak değil, davranışsal risk açısından da büyüdüğü; AIS kapatma, rota gizleme ve kimlik değiştirme gibi yöntemlerin yaygınlaştığı ifade ediliyor.
Uzmanlara göre bu durum, klasik liste bazlı risk değerlendirmelerini yetersiz hale getiriyor ve gemi hareketlerinin gerçek zamanlı davranış verileriyle izlenmesini zorunlu kılıyor.
Sektörde uydu görüntüleri, radar verileri, RF analizleri ve yapay zekâ tabanlı sistemlerin birleştirildiği yeni bir yaklaşım öne çıkıyor. Bu yöntemle gemilerin beyan edilen kimlikleri ile fiili hareketlerinin karşılaştırılarak riskin daha erken aşamada tespit edilmesi hedefleniyor.
Uzmanlar, deniz sigortacılığında “beyan edilen veri” yerine “doğrulanmış veri” dönemine geçildiğini ve bunun özellikle savaş riski ve P&I sigortalarında fiyatlamayı doğrudan etkilediğini belirtiyor.
Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktalarındaki aksaklıklar, gemi rotalarının uzamasına ve maliyetlerin artmasına neden oluyor. Bu durum aynı zamanda sigorta primlerini de yukarı çekiyor. Sektör temsilcileri, mevcut ortamın deniz sigortacılığı açısından “tarihin en karmaşık risk dönemi” olarak değerlendirilebileceğini ifade ediyor.