2026 yılının başında küresel konteyner taşımacılığı için beklenti, hat servislerinin yeniden Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı rotasına dönmesi ve sapmalar nedeniyle bağlı kalan gemi kapasitesinin kademeli olarak devreye girmesiydi. Ancak Körfez’de patlak veren çatışma, bu iyimser tabloyu kısa sürede tersine çevirdi.
Artan güvenlik riskleri nedeniyle birçok armatör, daha kısa ve ekonomik olan Kızıldeniz hattına dönüş planlarını rafa kaldırdı. Özellikle Hürmüz Boğazı geçişindeki yüksek risk, yüzlerce konteyner gemisinin Körfez’e giriş ve çıkışını fiilen durma noktasına getirdi. Bu durum, küresel ölçekte gemi arzını daraltan kritik bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Denizcilik veri ve analiz şirketi Alphaliner’ın verilerine göre, Mart ayı başı itibarıyla toplam 235.026 TEU kapasiteli 90 gemi ticari olarak atıl durumda bulunuyor. Bu oran küresel filonun yalnızca %0,7’sine denk gelse de, piyasanın hâlâ yüksek doluluk oranlarıyla çalıştığını gösteriyor. Uzmanlar, küresel tedarik zincirindeki aksaklıkların ve operasyonel zorlukların, potansiyel arz fazlasını hızla dengelediğine dikkat çekiyor.
Bununla birlikte, Körfez’deki kriz nedeniyle beklemeye geçen gemiler bu istatistiklere dahil edilmiyor. Çatışma nedeniyle rotasını değiştiren ya da güvenli bölgelerde bekleyen en az 73 konteyner gemisinin, yaklaşık 400.000 TEU’luk kapasiteyle sistem dışında kaldığı tahmin ediliyor. Ayrıca bazı gemilerin AIS sistemlerini kapatması ve belirsizliklerin sürmesi, gerçek tablonun daha ağır olabileceğine işaret ediyor.
Maliyetler Artıyor, Lojistik Kırılganlaşıyor
Uzmanlara göre bu “zorunlu bekleme” durumu, piyasada fiili kapasiteyi daha da daraltırken, navlun dengeleri üzerinde de etkili oluyor. Çatışmanın uzaması halinde ise liman yoğunluğunun artması kaçınılmaz görünüyor. Nitekim yüklerin Sohar, Cidde ve Mersin gibi alternatif aktarma merkezlerine yönlendirilmesi, bu limanların kapasitesini zorlamaya başladı.
Sektör temsilcileri, Orta Doğu’daki jeopolitik risklerin devam etmesi halinde konteyner taşımacılığında hem operasyonel maliyetlerin artacağını hem de küresel lojistik akışların daha kırılgan hale geleceğini vurguluyor.