Yaptırımların genişlemesiyle birlikte sahte bayrak kullanan tankerlerin sayısı hızla artıyor. Uzmanlara göre, hileli ve tanınmayan gemi sicilleri üzerinden faaliyet gösteren yüzlerce gemi, sigorta ve denetim mekanizmalarını devre dışı bırakarak uluslararası ticareti sürdürüyor.
Küresel denizcilik sektörü, son yıllarda giderek büyüyen bir riskle karşı karşıya. Özellikle petrol ve emtia ticaretine yönelik yaptırımların artması, birçok tankeri meşru bir bayrak devletine bağlı olmadan faaliyet göstermeye itti. Bu gemiler, var olmayan, kapatılmış ya da uluslararası kuruluşlar tarafından tanınmayan sicillere kayıtlı olduklarını beyan ederek seyrüsefer yapıyor.
285 Tanker Sahte Sicillerle Seyirde
Denizcilik risk analizi şirketi Windward’ın verilerine göre, 2025 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 285 tanker, Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) üzerinden sahte veya bilinmeyen siciller altında görünüyor. Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) tanımına göre 18 sahte gemi sicili tespit edildi. Bu gemilerin yüzde 91’inin halihazırda ABD, Avrupa Birliği veya Birleşik Krallık tarafından yaptırıma tabi olduğu belirtildi. En sık kullanılan sahte siciller arasında Gine, Hollanda Antilleri, Guyana ve Aruba öne çıktı.
Sahte bayrak kullanımının özellikle İran bağlantılı petrol ve gaz taşımacılığında yoğunlaştığına dikkat çekiliyor. İncelenen 540’tan fazla tanker ve gaz taşıyıcısının yaklaşık yüzde 40’ının bayrak bilgilerinin resmi IMO kayıtlarıyla örtüşmediği belirlendi. Bu gemilerin büyük bölümü yaşlı, geçerli sigortadan ve tanınmış klas kuruluşlarının denetiminden yoksun şekilde faaliyet gösteriyor.
Uzmanlar, sahte bayraklı gemilerin yalnızca belge düzeyinde değil, teknik sistemlerde de manipülasyona başvurduğunu vurguluyor. AIS verilerinin değiştirilmesi, GNSS sinyallerinin saptırılması ve klonlanmış MMSI numaralarıyla gemi kimliklerinin gizlenmesi, yaptırımlı yüklerin taşınmasını mümkün kılan başlıca yöntemler arasında yer alıyor.
Bu durum, küresel deniz ticaretinin dayandığı hukuki ve ticari altyapıyı zayıflatıyor. Bayrak devleti sorumluluğunun ortadan kalkması, sigorta geçerliliğini ve hukuki hesap verebilirliği belirsiz hale getirirken; olası kazalar, çevre kirliliği veya yük kaybı durumlarında sorumluluğun kime ait olduğunun tespitini zorlaştırıyor.
Denizcilik otoriteleri, sigorta kuruluşları ve liman yönetimleri, sahte bayrak tehdidine karşı yalnızca beyana dayalı kontrollerin yeterli olmadığını vurguluyor. Uzmanlara göre, gemi kimliği, davranış geçmişi ve teknik verilerin birlikte doğrulanması, sahte bayraklı faaliyetlerin tespitinde kritik önem taşıyor. Aksi halde, bu gemilerin küresel ticaretteki payının daha da artacağı uyarısı yapılıyor.