Denizcilik sektörü, küresel ticaretin bel kemiği olmasının yanı sıra, çalışanlarının karşılaştığı zorlu koşullar nedeniyle ruh sağlığı açısından önemli riskler barındırıyor. Uzun deniz yolculukları, izolasyon, aileden uzak kalma gibi faktörler denizcilerin psikolojik dayanıklılığını sınarken, bu alanda farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor. Bu kritik konuda uzman psikologlar Güven Kale, Gülsüm Özsarı ve Amine Güzel, edindikleri deneyim ve gözlemleri Deep Current News’e aktararak denizcilerin ruh sağlığını tehdit eden faktörleri, karşılaştıkları psikolojik zorlukları ve bu zorluklara karşı geliştirilmesi gereken destek mekanizmalarını içtenlikle paylaştılar. Aktardıkları bilgiler, denizcilik sektöründe psikolojik destek uygulamalarının ne denli hayati bir öneme sahip olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Röportajımıza, sizi daha yakından tanıyarak başlamak istiyoruz. Psikoloji alanındaki yolculuğunuz nasıl başladı? Bu alandaki hikayenizi ve deneyimlerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Güven Kale: Merhaba, öncelikle bize yer ayırdığınız için çok teşekkür ederim. 2018 yılında ODTÜ Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, İtalya’da Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansımı tamamladım. Ardından Duygu Odaklı Terapi (EFT) üzerine eğitim aldım ve Türkiye’den danışan kabul etmeye başladım.
Bu süreçte Almanya’da yaşamaya karar verdim ve Bremen’e taşındım. Burada ikinci yüksek lisansımı Cruise Gemisi Yönetimi üzerine yapmaya başladım ve aynı zamanda halen çalışmakta olduğum Mental Health Support Solutions (MHSS) adlı firmada işe başladım. Yıllar içinde Chief Clinical Officer (Klinik Bölüm Sorumlusu) pozisyonuna kadar yükseldim.
MHSS benim için büyük bir fırsat oldu; çünkü benim de en büyük hayalim Türkiye’de denizcilerle çalışmaktı. Babam Hüseyin Kale, 82 YDO mezunu ve ben onun denizcilik hikayeleriyle, denizci arkadaşlarıyla büyüdüm. Denizciliğin ne kadar zorlu bir meslek olduğunu birinci ağızdan dinleme şansım oldu. Bu nedenle Hamburg’da böyle bir şirketin ve işin varlığını keşfetmek benim için güzel bir sürprizdi.
Son üç yıldır konferanslar, eğitimler ve denizci danışanlarla birebir çalışmalar yürütüyorum. Dünyanın pek çok yerinde konferanslara katılarak konuşmalar yapıyor; denizcilik endüstrisini ruh sağlığı açısından bilinçlendirmeye çalışıyoruz.
2024 yılında Türkiye’de denizciliğin psikolojiye verdiği önemin artmasıyla birlikte, buradaki çalışmalarımız da yoğunlaştı. Şu anda Türkiye’de de bir klinik psikolog ekibimiz var. İstanbul’da birlikte çalıştığımız iki değerli meslektaşım Sayın Gülsüm Hanım ve Sayın Amine Hanım, danışanlarla görüşmeler yapıyor, eğitimler veriyor ve konferanslarda bana destek oluyorlar.
Gülsüm Özsarı: Denizcilik bir ekip işidir; denizdeki kadar karadaki personelin de ruh sağlığı desteklenmelidir
Denizcilik sektörü, denizde çalışan bireylerin psikolojik sağlığını doğrudan etkileyen bir ortam sunmaktadır, özellikle uzun süreli deniz yolculuklarında karşılaşılan stres ve yalnızlık gibi faktörler, denizcilerin ruh halini ve genel iyi oluşlarını ciddi şekilde etkileyebilir. Bu bağlamda, denizcilik endüstrisinde uzun süreli açık deniz yolculuklarının denizci bireylerin psikolojik sağlığı üzerindeki etkilerini nasıl değerlendirirsiniz? Ayrıca, bu etkileri minimize etmek için sektörde hangi önlemler alınabilir ve bu durumun gemi mürettebatı arasındaki iletişim, işbirliği ve performans üzerindeki olası etkilerini nasıl açıklarsınız?
Güven Kale: Bence bu sektörde çalışan herkes, denizde karşılaşılan zorlukların ve bunların yol açabileceği psikolojik etkilerin farkında ve bu konuda belirli bir bilinç düzeyine sahip. Peki, bu durumu nasıl iyileştirebiliriz?
Öncelikle, gemi mürettebatına düzenli psikolojik danışmanlık hizmetleri sunulmalı; stres yönetimi, ruh sağlığını koruma ve baş etme becerileri gibi konularda eğitimler verilmelidir. Bunun yanı sıra, teknolojik imkânlarla bireylerin sevdikleriyle daha kolay iletişim kurabilmesi sağlanmalı ve gemi içinde sosyal etkinlikler desteklenerek daha sıcak, kapsayıcı bir ortam yaratılmalıdır. Bu tür sosyal ve duygusal destekler, yalnızlık hissini azaltmak açısından oldukça değerlidir.
Bir diğer önemli konu ise gemide çalışan personel sayısının artırılmasıdır. Bugüne kadar tanıştığım hiçbir denizci sabah dokuz akşam beş mesai sistemiyle çalışmıyor; çoğu yetersiz uykuyla, kontratlarında belirtilenden daha uzun süre görev yapıyor. Bu durum, fiziksel ve zihinsel tükenmişliği hızlandıran ciddi bir sorun teşkil ediyor.
Dinlenme sürelerinin daha dengeli ve adil bir şekilde planlanması, aşırı çalışma ve stres düzeylerinin kontrol altına alınması elzemdir. Bu hedefe ulaşmak, ancak mürettebat sayısının artırılması ve iş yükünün adil dağıtılmasıyla mümkün olabilir. Bu tür yapısal iyileştirmeler, hem bireysel iyi oluşu hem de operasyonel verimliliği doğrudan etkileyecektir.
Gülsüm Özsarı: Aslında bu tür eğitimlerin yalnızca gemi mürettebatına değil, karada görev yapan ofis personeline de sunulması gerektiğini düşünüyorum. Denizcilik sektörü, birbirine bağlı birçok farklı rolün bir araya geldiği karmaşık ve bütüncül bir sistemdir. Bu zincirin her halkası, karşılaştığı zorluklarla başa çıkarken uygun şekilde desteklenmelidir. Gemide görev yapan mürettebatın sahadaki emeği ne kadar kıymetliyse, karadaki ekiplerin sağladığı operasyonel destek de en az o kadar değerlidir.
Dolayısıyla hem gemideki hem de karadaki personelin iyi oluşuna, ihtiyaçlarına ve çalışma koşullarına eşit düzeyde özen gösterilmesi; yalnızca bireylerin değil, aynı zamanda sektörün genel verimliliği ve sürdürülebilir başarısı açısından da kritik öneme sahiptir.
Ofis çalışanları, gemi operasyonlarını yönetmek, problemleri çözmek ve süreçleri koordine etmek gibi yüksek stresli ve yoğun tempolu görevler üstlenmektedir. Bu nedenle onların da psikolojik dayanıklılıklarını artırmaya yönelik eğitimlere ve destek mekanizmalarına erişimi sağlanmalıdır.
Stres yönetimi, ruh sağlığı farkındalığı, iş-yaşam dengesi gibi konularda sunulan eğitimlerin ofis personelini de kapsaması, sektör genelinde daha sağlıklı, dirençli ve üretken bir iş gücünün oluşmasına katkı sağlayacaktır.

Amine Güzel: Stres yönetimi eğitimi, denizde hata payını azaltmanın en güçlü yollarından biri
Stresli durumlar, denizcilerin kritik anlarda doğru kararlar almasını zorlaştırabilir ve bu da iş kazalarına yol açabilir, bu yüzden denizcilik psikolojisi, deniz kazalarını önleme açısından büyük önem taşır. Denizcilik sektöründe, özellikle kritik anlarda karar verme süreçlerinde yaşanan stresin, bireylerin iş güvenliği davranışları ve kazalara yol açan hatalar üzerindeki etkisini nasıl değerlendirirsiniz? Ayrıca, stresle başa çıkma stratejilerinin mürettebatın güvenliğini artırma yönündeki etkilerini nasıl açıklayabilirsiniz?
Amine Güzel: Denizcilik sektörünün doğası gereği, zorlu çalışma koşulları ve yüksek risklerle dolu bir ortam sunduğu aşikâr. Denizciler, izolasyon, uykusuzluk, belirsizlik ve olumsuz hava koşulları gibi birçok stres faktörüyle sürekli olarak başa çıkmak zorunda kalıyor. Bilindiği üzere, bu tür kronik stres unsurları denizcilerin bilişsel işlevlerini olumsuz etkileyebiliyor. Bu da bilgi işleme, hızlı ve doğru karar verme, dikkat toplama gibi hayati becerilerin zayıflamasına neden olarak kritik anlarda hata yapma riskini ciddi şekilde artırıyor.
Bu durum, özellikle acil müdahale gerektiren anlarda veya karmaşık operasyonlar sırasında hatalı kararlar alınmasına ve dolayısıyla iş kazalarının ve güvenlik ihlallerinin yaşanmasına yol açabiliyor. Travmatik olaylar sonrası gerçekleştirdiğimiz gemi ziyaretlerinde, ne yazık ki bu tür örneklerle sıkça karşılaşıyoruz.
Yapılan araştırmalar, stresin yoğun olduğu süreçlerde — örneğin yakıt ikmali veya acil durumlarda — stres farkındalığı ve yönetim becerilerinin yetersiz olmasının, kazaları tetikleyebilecek kritik hatalara zemin hazırladığını gösteriyor.
İşte bu noktada denizcilik psikolojisi, bu riskleri tanımlayıp kontrol altına almak adına hayati bir rol üstleniyor. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, stres yönetimi ve psikolojik dayanıklılık eğitimleri; bireylerin stres tepkilerini tanımalarına ve stresli anlarla başa çıkabilmeleri için etkili stratejiler geliştirmelerine yardımcı oluyor.
Verdiğim her eğitimde denizcilere özellikle aktarmaya çalıştığım ve şimdiye dek oldukça olumlu geri bildirimler aldığım bazı temel müdahale teknikleri var. Örneğin; mindfulness (farkındalık), nefes egzersizleri ve topraklama uygulamaları, bireylerin dikkat odağını genişletmelerini, yoğun stres anlarında zihinsel dengelerini korumalarını sağlıyor. Bu yöntemler sayesinde denizciler, problem çözme becerilerini güçlendirebiliyor, bilişsel yeniden yapılandırma yapabiliyor ve sosyal destek sistemlerinden daha etkin yararlanabiliyor.
Sonuç olarak, psikolojik destek programlarının denizcilik sektörüne entegre edilmesi, yalnızca bireysel refahı artırmakla kalmaz; aynı zamanda operasyonel güvenliği de önemli ölçüde güçlendirir. Bu yaklaşım, kazaların önlenmesinde ve sürdürülebilir bir denizcilik ekosistemi oluşturulmasında kritik bir adımdır.

Güven Kale: Gemide güçlü liderlik, sadece otoriteyle değil; empati, açıklık ve psikolojik farkındalıkla inşa edilir.
Denizcilik psikolojisi, sadece bireysel psikolojik durumları değil, aynı zamanda ekip içi etkileşimleri, liderlik dinamiklerini ve işbirliği süreçlerini de içerir. İyi bir ekip ruhu, gemi mürettebatının verimli çalışmasını sağlarken, liderlerin bu süreçteki rolü son derece önemlidir. Gemi mürettebatı arasında etkili bir iletişim ve işbirliği sağlamak için liderlerin psikolojik faktörlere nasıl yaklaşmaları gerektiğini ve bu süreçlerin mürettebatın motivasyonunu, verimliliğini ve genel psikolojik durumunu nasıl iyileştirebileceğini açıklar mısınız? Ayrıca, liderlik tarzının, krize müdahale yetenekleri üzerindeki etkilerini nasıl değerlendirirsiniz?
Güven Kale: Liderlerde olması gereken en önemli özelliklerin başında empati ve kültürel farkındalık geliyor. Zaman zaman denizcilerle konuşurken, “Benim zaten 99 tane problemim var, bir de seninle mi uğraşacağım?” ya da “Mızmızlanmayı bırak da işini yap.” gibi ifadeler kullanan liderlerin olduğunu duyuyorum. Ne yazık ki bu tarz söylemlerin hakim olduğu çalışma ortamlarının ne güvenli olduğuna ne de kişisel gelişimi destekleyici olduğuna inanıyorum. Aksine, uzun vadede bu tutumlar, denizcilerin psikolojik sorunlar yaşamasına neden olabilir.
Öncelikle, gemide görev yapan liderlerin farklı kültürlerden gelen ekip üyelerinin ihtiyaçlarını anlayabilen, bu farklılıklara duyarlı ve kapsayıcı bir yaklaşım benimseyen bireyler olması gerekiyor. Çünkü biliyoruz ki, liderler ekip dinamiğini doğrudan şekillendiren en önemli faktördür. Bu sebeple liderlerin iletişimde açık, net ve şeffaf olması çok büyük önem taşıyor. Bu yalnızca günlük operasyonların verimli yürütülmesi için değil, kriz anlarında oluşabilecek yanlış anlaşılmaları önlemek açısından da kritik bir beceridir.
Bazı liderlerin, özellikle otoriteye dayalı hiyerarşik yapılarda, savunmasız görünmekten çekindiklerini gözlemliyorum. Oysa ki bir liderin hata yaptığını kabul etmesi ya da insan olduğunu göstermesi, ekip içinde güveni artıran ve liderliği pekiştiren bir davranıştır. Son zamanlarda verdiğim eğitimlerde, bu anlayışı liderlere anlatmaya sıkça çalıştığımı söyleyebilirim.
Kriz müdahalesi söz konusu olduğunda ise liderlerin, psikolojik ilk yardım yaklaşımlarını bilmeleri büyük önem taşıyor. Bununla birlikte, mürettebatın stresle başa çıkabilmesini destekleyecek içsel güce ve donanıma da sahip olmaları gerekiyor. Psikolojik ilk yardım derken, örneğin mindfulness (farkındalık), nefes egzersizleri gibi pratik yöntemlerin ya da hızlı toparlanma stratejilerinin liderler tarafından bilinmesini ve gerektiğinde aktarılmasını kastediyorum.
Kriz yönetiminde en kritik unsurların başında sakin kalmak ve empati göstermek geliyor. Ekip, bu güveni liderinden hissetmeli. Kriz sonrasında psikolojik destek sunmak da en az müdahale kadar önemli. Çünkü yaşanan olaylar bireyler üzerinde mutlaka iz bırakıyor. Bu nedenle, liderlerin kriz sonrası açık iletişim kurarak neler yaşandığını ekipleriyle paylaşması, psikolojik etkiler hakkında bilgi vermesi ve gerektiğinde destek yollarını göstermesi çok kıymetli.
Amine Güzel: Denizcilikte her 7 ölümden biri intihara bağlı; psikolojik destek, artık bir seçenek değil zorunluluktur
Denizcilik sektöründe intihar oranlarının, denizcilerin yaş aralığı, ırksal kökenleri ve diğer demografik faktörlere göre nasıl farklılaştığına dair yapılan araştırmaların bulguları nelerdir? Ayrıca, bu demografik değişkenlerin psikolojik sağlık üzerindeki etkileri göz önünde bulundurularak, denizcilere yönelik psikolojik destek hizmetlerinin kişiselleştirilmesi ve bu durumların önlenmesi için sektörde hangi stratejik yaklaşımlar geliştirilebilir?
Amine Güzel: Denizcilik sektöründeki intihar oranlarına baktığımızda, ne yazık ki oldukça çarpıcı ve endişe verici bir tabloyla karşılaşıyoruz. Güncel verilere göre, denizde hayatını kaybeden bireylerin yaklaşık %15’i intihar nedeniyle yaşamını yitiriyor. Bu oran, sektörün psikolojik risklerini gözler önüne seriyor. Özellikle 19-35 yaş aralığındaki genç denizciler, deneyim eksikliği ve belirsizlik gibi etkenlerle daha yoğun stres ve kaygı yaşıyorlar. Bu yaş grubundaki bireyler, karşılaştıkları zorluklarla baş etmekte zorlandıkları için daha fazla psikolojik risk altındalar. 7/24 hizmet veren destek hatlarımızı arayanlar arasında en yoğun grubu da yine 19-24 yaş aralığındaki stajyer öğrenciler oluşturuyor.
Orta yaş grubuna baktığımızda ise, uzun süreli görevlerin beraberinde getirdiği aileden ve sevdiklerinden uzak kalma hali, ciddi bir duygusal yük yaratıyor. Bu yük zamanla ruhsal anlamda yıpratıcı hale gelebiliyor.
Yaşa ek olarak, ırksal ve kültürel farklılıkların da psikolojik iyi oluş üzerinde önemli bir etkisi var. Kültürel çeşitliliğin iyi yönetilemediği ortamlarda, ayrımcılığa maruz kalma riski artıyor. Bu da yalnızlık, dışlanmışlık hissi, depresyon ve hatta intihar düşüncelerine kadar uzanan ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Özellikle kadın denizciler için tablo daha da hassas bir hâl alıyor. Erkek meslektaşlarına kıyasla daha fazla psikolojik stres, ayrımcılık ve ne yazık ki cinsel taciz gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabiliyorlar. Güvenlik kaygıları da kadın denizcilerin ruh sağlığı üzerinde baskı yaratan önemli bir faktör.
Tüm bu veriler, bizlere çözüm üretmenin ve bu konuda somut adımlar atmanın zorunlu olduğunu gösteriyor. Öncelikle yaş gruplarına göre farklılaşan psikolojik ihtiyaçlara yanıt verecek sistemler oluşturulmalı. Bu bağlamda, genç denizciler için özellikle erken yaşlarda psikolojik bilgilendirme ve destek sağlanması kritik önem taşıyor. Örneğin, denizcilik fakültelerinde psikoloji derslerinin müfredata eklenmesi büyük bir fark yaratabilir. Geçtiğimiz ay İTÜ Denizcilik Fakültesi’nde verdiğimiz bir konferansta, öğrenciler müfredatlarında psikolojik bilgiye erişim sağlayacak herhangi bir ders olmadığını ve bu konuda ciddi bir ihtiyaç duyduklarını dile getirdiler. Gençlerin bu alandaki ilgisi ve desteğe duyduğu ihtiyaç, bu tür eğitimlerin ne kadar kıymetli olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Irksal, kültürel ve cinsiyet temelli çeşitliliğe yönelik ise; kültürel duyarlılık eğitimlerinin yaygınlaştırılması, ayrımcılıkla mücadele politikalarının güçlendirilmesi ve tüm bu hizmetlerin çeşitli dillerde erişilebilir hâle getirilmesi gerekmektedir. MHSS olarak biz de bu doğrultuda farklı dillerde eğitimler ve destek hizmetleri sunuyoruz. Ancak, bu çalışmaların sadece bizim ulaşabildiğimiz denizcilerle sınırlı kalmaması, tüm sektöre yayılması son derece hayati.
Umarım çok uzak olmayan bir gelecekte, fiziksel sağlık kadar ruh sağlığının da aynı önemde görüldüğü, anlaşıldığı ve korunduğu bir denizcilik sektörü oluşturabiliriz. Bu farkındalığın yaygınlaşması, hem bireysel yaşamlar hem de sektörün bütünsel sürdürülebilirliği açısından çok kıymetli bir adım olacaktır.
Gülsüm Özsarı: MHSS’de düzenlenen süpervizyon toplantılarında, o hafta vaka alan tüm klinik psikologlar bir araya gelerek deneyimlerini paylaşıyor. Bu süreç, farklı kültürlerden gelen denizcilerin vakalarını dinlemek ve çeşitli bakış açılarını keşfetmek için eşsiz bir fırsat sunuyor. Gözlemlerime göre, denizcilik sektöründe intihar oranları; yaş, ırksal köken ve diğer demografik faktörlere bağlı olarak önemli farklılıklar gösteriyor. Özellikle genç denizciler izolasyona karşı daha savunmasız olurken; kültürel ayrımcılık, dil bariyerleri ve aidiyet eksikliği gibi faktörler yalnızlık ve çaresizlik duygularını artırarak intihar riskini tetikliyor. Bu sorunlar zamanla gemide gruplaşma, dışlama ve zorbalık gibi daha ciddi sosyal problemlere yol açabiliyor.
Bu nedenle, MHSS olarak sunduğumuz psikolojik destek hizmetlerinin etkinliğini artırmak adına demografik farklılıkları ve bireysel ihtiyaçları titizlikle göz önünde bulunduruyoruz. Örneğin, Hintli bir denizci destek talebinde bulunduğunda, hem kültürel uyumu sağlamak hem de dil bariyerini aşmak amacıyla vaka, Hintli bir klinik psikolog tarafından ele alınıyor. Türkçe konuşan bir denizciye ise Türkiye ekibimizden biri destek veriyor. Bu yaklaşım, hem dil hem de kültürel farklılıkları minimize ederek bireylerin kendilerini güvende ve anlaşılmış hissettiği bir destek ortamı oluşturuyor.
Son olarak eklemek istedikleriniz?
Güven Kale: Son olarak, denizcilerin ruh sağlığı üzerine çalışmak benim için sadece bir meslek değil, aynı zamanda bir tutku. Bu alanda çalışmayı düşünen genç psikologlara tavsiyem, empati yeteneklerini geliştirmeleri ve denizcilik sektörünün dinamiklerini öğrenmeye açık olmalarıdır. Unutulmamalıdır ki, ruh sağlığı alanında atılan her küçük adım, bir denizcinin hayatında olumlu bir değişim yaratabilir.
Bu vesileyle, bana destek olan tüm ekip arkadaşlarıma ve denizcilik sektöründe bu önemli konunun sahiplenilmesine katkı sağlayan herkese teşekkür ederim. Denizcilerimizin huzur ve sağlık içinde çalışabileceği bir gelecek için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz.
Gülsüm Özsarı: Denizcilerin ruh sağlığı üzerine çalışmak bana sadece onların zorluklarını değil, aynı zamanda dayanıklılıklarını ve hayata bağlılıklarını da öğretti. Onlarla çalışırken öğrendiğim en önemli şeylerden biri, küçük jestlerin büyük etkiler yaratabileceği oldu. Bazen sadece içten bir dinleyici olmak bile bir denizcinin hayatında fark yaratabiliyor. Bu yüzden işimi yaparken yalnızca uzmanlığımı değil, aynı zamanda kalpten bir bağlılıkla hareket etmeye özen gösteriyorum.
Amine Güzel: Arkadaşlarıma katılıyorum; ikisinin de vurguladığı noktalar denizcilik sektörü için son derece önemli. Küçük ya da büyük fark etmeksizin her çabanın gelecekte büyük etkiler yaratacağına inanıyorum. Umarım anlattıklarımız, sektörden ve hatta sektörden dışarıdaki insanlar için de bir ışık yakar ve geleceğe birlikte anlamlı bir katkı sağlamış oluruz.Bu güzel röportaj için size de ayrıca teşekkür ederim. Nice başarılı çalışmalarda tekrar buluşmak dileğiyle!
