Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Denizcilik sektöründe risklerin yalnızca belirli gemiler üzerinden takip edilmesi giderek yetersiz kalırken, deniz alanlarının sürekli ve çoklu veri kaynaklarıyla izlenmesi önem kazanıyor. Windward’ın 2026’nın ikinci çeyreğine ilişkin verileri, GPS karıştırma, AIS kesintileri ve kimlik manipülasyonlarının denizcilik operasyonlarında görünürlüğü önemli ölçüde etkilediğini ortaya koyuyor.
Windward verilerine göre, 2026’nın ikinci çeyreğinde denizaltı kabloları üzerinde 12 saatten uzun süren 3.667 loitering olayı kaydedildi. Aynı dönemde 10 bin DWT üzerindeki 2.157 farklı kuru yük gemisi ve tankerle bağlantılı 3.137 uzun süreli “dark activity” olayı tespit edildi. En dikkat çekici göstergelerden biri ise GPS karıştırmasından en az bir kez etkilenen 171.286 gemi oldu.
Windward’a göre bu veriler tek tek gemilerin oluşturduğu risklerden ziyade, belirli deniz alanlarında ortaya çıkan koşullara işaret ediyor. Bir donanma için operasyon koridoru, kablo işletmecisi için koruma bölgesi, kıyı devleti için münhasır ekonomik bölge veya ticaret şirketi için belirli limanlar ve güzergâhlar birer operasyon alanı oluşturuyor.
Bu nedenle yalnızca önceden belirlenmiş gemileri takip etmek yerine, sorumluluk altındaki deniz alanının sürekli izlenmesi önem kazanıyor.
GPS karıştırması, gemilerin gerçek konumları ile bildirdikleri konumlar arasında fark oluşmasına neden olarak deniz trafiğinin doğru şekilde analiz edilmesini zorlaştırıyor. Windward, 28 Şubat 2026’da başlayan Operation Epic Fury sonrasında küresel ölçekte 3,35 milyon sahte gemiden gemiye buluşma kaydı tespit ettiğini açıkladı. Bu kayıtlar, GPS spoofing nedeniyle gerçekte gerçekleşmeyen karşılaşmaların sistemlerde gerçekleşmiş gibi görünmesinden kaynaklandı.
Uzun süreli AIS kesintilerinde de önemli bir artış görüldü. İkinci çeyrekte kaydedilen 3.137 uzun süreli “dark activity” olayı, ilk çeyrekteki 451 olayın yaklaşık yedi katına çıktı. Bu olayların yaklaşık dörtte biri Suudi Arabistan, Umman, İran veya Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında gerçekleşti.
Kimlik bilgilerinin güvenilirliği de ayrı bir risk alanı oluşturuyor. Windward’ın verilerine göre ikinci çeyrekte uluslararası ticaret yapan 275 tanker, sahte bir sicilin bayrağını yayınladı. Şirket 22 farklı sahte sicil tespit ederken, bu şekilde bayrak kullanan tankerlerin yaklaşık yüzde 90’ının Batı yaptırımlarıyla karşı karşıya olduğu belirtildi.
Denizaltı altyapılarının korunması, alan bazlı izlemenin önemini gösteren en dikkat çekici örneklerden biri olarak öne çıkıyor.
Windward, ikinci çeyrekte denizaltı kablolarının üzerinde 12 saatten uzun süren 3.667 bekleme olayının 2.206 yük ve tanker gemisini kapsadığını bildirdi. Kızıldeniz ve Aden Körfezi ise 784 olayla toplamın yüzde 21’ini oluşturdu.
Avustralya açıklarında Ağustos ayında iki denizaltı internet kablosunun hasar görmesi de bu riskin güncelliğini ortaya koydu. Windward’ın incelemesine göre olay öncesinde bir gemi 28 Temmuz’da Avustralya’nın münhasır ekonomik bölgesine girdi, Perth açıklarında yaklaşık iki hafta demirledi ve ardından kablo koridoru üzerinde düzensiz geçişler gerçekleştirdi. Uydu görüntüleri, geminin kablo güzergâhı üzerindeki konumunu doğruladı.
Tek bir verinin bu tür faaliyetleri tehdit olarak tanımlamak için yeterli olmayabileceğine dikkat çeken Windward, farklı kaynaklardan elde edilen verilerin bir arada değerlendirilmesinin önemini vurguluyor.
Hürmüz Boğazı ise deniz trafiğinin izlenmesindeki zorlukların en belirgin şekilde görüldüğü bölgelerden biri.
Windward verilerine göre AIS üzerinden görülen aylık gemi geçişleri Şubat 2026’da 3.750 iken, Mart ayında 450’ye, Nisan’da 630’a, Mayıs’ta 450’ye ve Haziran’da 640’a geriledi. Haziran ayındaki trafik, savaş öncesi seviyenin yaklaşık altıda biri olarak kaydedildi.
Boğazdan geçiş sırasında bazı gemilerin güvenlik gerekçeleriyle AIS yayınlarını kapatması, geminin kimliği, konumu, yönü ve yüküne ilişkin kritik bilgilerin tam da en önemli noktada kaybolmasına neden oluyor.
Bu nedenle yalnızca AIS verilerine bağlı bir izleme sistemi, geminin “karanlık” olduğu dönemde yaşananları ortaya çıkarmakta yetersiz kalabiliyor.
Windward, modern denizcilik operasyonlarında AIS, uydu görüntüleri, radyo frekans sinyalleri, açık kaynak istihbaratı, davranış geçmişi ve kurumsal verilerin birlikte değerlendirilmesinin önemine dikkat çekiyor.
Bu yaklaşımda amaç, tek bir sensörde meydana gelen veri kaybının tüm operasyonel resmi ortadan kaldırmasını önlemek. Özellikle GPS karıştırması, AIS kapatma ve kimlik manipülasyonu gibi yöntemlerin yaygınlaşması, deniz trafiğinin yalnızca gemi listeleri üzerinden takip edilmesini daha da zorlaştırıyor.
Windward’ın değerlendirmesine göre, denizcilikte yeni dönemin temel ihtiyacı “hangi gemiyi izlemeliyim?” sorusundan “sorumlu olduğum deniz alanında ne oluyor?” sorusuna geçmek.
Bu değişim; donanmalar, kıyı devletleri, limanlar, denizaltı kablo işletmecileri, ticaret şirketleri ve uyum ekipleri açısından denizcilik risklerinin yönetilme biçimini yeniden şekillendiriyor.